13 Haziran 2013 Perşembe

Teyakkuz*Deniz Kavukçuoğlu

Dil Derneği’nin Türkçe Sözlük’ünde Arapça kökenli “teyakkuz” sözcüğü “uyanıklık” olarak açıklanıyor. Merak edip baktım, çünkü beklenmedik bir anda karşımıza çıkan bu olağanüstü dönemde en olmamız gereken durum “teyakkuz”, yani uyanıklık.
Çünkü öyle olaylarla karşılaşıyoruz ki vurdumduymazlık şu sıralar bize haram. Bir yanda “faiz lobisi”, öte yanda “vandallar”, “çapulcular”, daha ötede“aldatılmışlar”, daha daha ötede de “dış güçler”... El ele vermişler ülkemizi çökertmek için ellerinden geleni artlarına koymuyorlar.
Evet, şimdi teyakkuz zamanı!
Yeni Şafak gazetesinden Kezban Bülbül’ü kutluyorum. Gerektiğince teyakkuz halindeki yazarımız aylar öncesinde Mehmet Ali Alabora ve Pınar Öğüntarafından sahnelenen ‘Mi Minör’ oyununun “Gezi protestolarının provası olduğunu” ileri sürüyor.
İşte, herkese örnek olması gereken durum budur: Teyakkuz!
Mehmet Ali Alabora’nın “ne mal” olduğu zaten cümlemizin malumudur; solculuk, sendikacılık, falan filan. Babası Mustafa Alabora da bir zamanların Sağmalcılar, Mamak, Metris “gazisidir”, hepimizi Tanrı koruya!
Bravo Meltem Arıkan; devam!
***

Konu “teyakkuz” hali ise mutlaka teyakkuz panoramamıza eski Fenerbahçe futbolcusu Alex de Souza’yı da almalıyız diyorum. Biliyorsunuz, polisimizin bu“anarşik” Gezi olayları kapsamında kullandığı sis-biber bombaları Brezilya’dan ithal ediliyor. Atılan her bomba Brezilyalı bomba üreticilerine para kazandırıyor. Soruyorum: Galataraylı Felipe Melo ve onca futbolcu, Galatasaray’ın kaleci antrenörü Taffarel de dahil bu “tezgâhın” dışında düşünülebilir mi? İkisi de Brezilyalı; aman dikkat!
Ve tabii bizim sürekli büyüyerek bir dünya devleti haline gelmemizi içine sindiremeyen Yunanistan’ın futbol dünyamıza soktuğu ajanlar... Örneğin Akhisar Sporlu Gekas! Üstelik iyi goller de atıyor, futbolseverlerin kalplerinde yer ediyor. Ama ya sonrası?
Halen Süper Lig’de top koşturan “potansiyel” yabancı ajan sayısı 173’tür. Spor ve Gençlik Bakanı Suat Kılıç’ı teyakkuza davet ediyorum.
Haydi, Sayın Bakan, ülke yanıp yıkılmadan, haydi!
***

Bir de en az sosyal paylaşım siteleri kadar “baş belası” olan Erasmus Programı meselesi var. Avrupa Birliği’nin icadı bu “menhus” program çerçevesinde öğrenci/akademisyen kisvesi altında ülkemizde binlerce yabancı ajan cirit atıyor. İşte size aradığınız o “dış güçler”! Evlerimize kadar giriyorlar.
Dün İstanbul’a, eve telefon ettim. A, o da ne? Bizim oğlan çıktı telefona. Oğlum, bu saatte evde işin ne? Bir arkadaşını bekliyormuş. Kim bu arkadaş? Estonyalı bir kız! Erasmus’tan… Başımdan aşağıya kaynar sular döküldü, tüylerim diken oldu. Nasıl olmasın ki gerisini düşünemedim bile. Varın siz düşünün!
Durum bu kadar vahim yani... Düşman evimizde!
Reha Muhtar’ın kulakları çınlasın: Nerede bu devlet?

Taksim Ortak Dili Bulmaya Çalışıyor

 Geçtiğimiz iki hafta içinde değişen Türkiye görüntüsü, aslında her zaman değişimin kendisinin içinde var olduğunun, ama yansımadığının ifadesi gibidir. Bir volkanın patlaması bile, aylar öncesinden işaret verir ve insanlar  doğaya karşı durabilmek için önlemlerini alırlar. Ama birden gelişen bu olay, artık eski Türkiye’nin asla  geri gelmeyeceğinin olumlu ya da olumsuz gözler önüne serilmesidir. Gençleri sadece atari oynayan ve cep telefonu değiştiren nesil olarak görenler, artık gençlere daha farklı bakacaklardır. Her iş kolunda çalışan nice insan , işyerinde yaşadıkları mobbinglere,  ev kadını, evde gördüğü şiddete karşı gelecek , inşaat ustası ya da maden işçisi, hayata karşı çalışmanın bedelini soracak, öğrenci , akademisyen daha sesli düşünecektir, bundan sonra eminim. Kazançların, kısa zamanda müspet olarak tespit edilmesi,  görünüm açısından kısa zamanda mümkün olmayabilir. Ama uzun zamanda kazananın,  hakkını arayan taraf olacağına inancım tam. Bu vesile ile ulaşabildiğim tüm değerli  yazarların iznini almak koşuluyla blogda yer alan ve yer alacak  yazılar, karikatürler ve fotoğraflar,  bu olaya bakışım açısından, bir araya getirmeyi uygun bulduğum  dökümanlar olacaklardır.

Daha güzel medeni bir ülke için kalabalığı bir araya getirmek suç değil . Yeter ki anlaşılan bir dilden konuşulsun.